
“Dört yıl içinde evrende yalnız olmadığımız kanıtlanacakmış.” dedi, bilmişçesine. “Keppler adı verilen teleskop, ışık tarayıcısı sayesinde yıldızların önünden geçen ışıksız nesneleri yakalıyormuş. On yıllar süren keşifler artık on günler alıyormuş. Yeni arkadaşlar ediniriz belki.” Öksürür gibi bir refleksle diyaframındaki havayı burnundan boşalttı, gırtlağını temizledi. Burnunun sol deliğinin bir kısmı yıllardır kapalıydı, kendi tahminlerine göre %80’i.
Orta boylu, açık renkli saç ve kısa sakallarıyla söylenenleri dinlemeyen arkadaşı, anlamaktan öte, onaylar bakışlar fırlatıp, kafasını aşağı yukarı sallayarak, başının altındaki otların suyunu çıkarıyordu. Tuja’ya göre önemli olan tek şey, arkadaşının böyle konularla ilgileniyor olmasıydı. Teleskopun çalışma prensibi ya da atmosfer dışı yaşam hakkında en ufak bir fikir yürütmedi. Böyle kallavi kelimeler ona pek bir şey ifade etmezdi. Telaffuzu zor, gösterişli kelimeler zihninin kapanlarına kısılır, akıl yürütme işini otomatiğe bağlardı. Tıpkı kontağı çevirince motorun ateşlenmesi ve yakıtın ilk damlalarıyla hırıltılı hırıltılı öksürmesi gibi... Böyle kelimeler, onun kafasını aşağı indirip, yukarı kaldırırdı; arabanın ileriye fırlaması gibi.
“Bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun Ksana?” diye sordu. Cevap yoktu. Issız bir poşet, esen yelle yeni konumuna, suyun yarattığı alçak basınca doğru ilerledi. Üçü de sessizce bu yolculuğu izledi.
Sali, başını saatlerdir yatmaktan çukurlaştırdığı çimenlerin arasına, Ksana’nın bordo ceketinin kolunun üzerine koydu ve gözlerini ovuşturduktan sonra tekrar yıldızları seyre koyuldu. Belirli aralıklarla, bazı noktalara takılıp kalıyordu. O kadar dikkatli inceliyordu ki, meraklı yüzünü izlemek, yıldızları izlemek kadar anlamlıydı. Evrenin anlamı yüzüne yayılıyordu.
“Yani, gezegenler yıldızların önünde yalnızca birer kara noktadan ibaret. Anlamsız bir siluetin karanlığıyız, dostlarım. Biraz renklenmemiz lazım, yatarak sindiremeyiz o masum tavşanları.”
Sorun karanlıkta kalmak falan değildi. Sali ile evren arasındaki ilişki, bir ergenin cinselliğe bakışı gibiydi. Meraklı, arzulu, en sonunda da pişman. Gözleminin hızı arttıkça, yaşam kuluçkasındaki varoluşsal yumurtalar çatırdıyor, en gereksiz bilgilerden silmeye başlayarak sınırlı hafızasında yeni yerler açıyordu. Zaten, gözlerini biraz daha yorarsa, yatmadan önce hiçbir şey okuyamayacaktı.
Ağacın altındaki ufak bisiklet mezarlığına doğru yönelip, üst üste yığılmış bisikletleri, pedal, zincir ve fren karmaşasından kurtardılar…
*****