
Minik kafalı ve bir o kadar da güçsüz, hantal bir köpek, bir ara konvoydaki gençlere homurdandı. Hiç oralı olmadılar. Hatta Tuja, en sonunda dayanamayıp kıvrak bir hareketle indiği bisikletini sağ tarafından sürüyerek, yürümeye başladı. Tuja'nın hayata karşı bir tavrıydı bu. Ne zaman başı belaya girecek gibi olursa, en yapılmayacak şeyleri yapar, kendince hayata meydan okurdu. Bu meydan okumalardan en son yaşlı bekçi köpeği de nasibini aldı ve homurtusunun karşılığını alamadı. Fakat biraz daha akıllı bir köpek olsaydı, Tuja'nın kendisini bisikletiyle sakındığını anlayabilirdi.
En küçüklerinin korkuyla beraber gelen bu reaksiyonuna gülüştüler. "Isırsaydı, buradan Salamara'ya kadar koşardın Tuja. Birbirimizi kandırmayalım." dedi, Ksana. "Ama yine de cesurcaydı." Ksana, tespitini takdirle süsledi. Birbirlerinin gönüllerini, onaylarını almak gibi bir dertleri yoktu. Zaten onları bir arada tutan bu tertipsiz davranabilme lüksüydü. Ama Ksana takdir etmişti bir kez.
Tuja oralı olmadı. Tekrar bisikletine bindi. Bir şarkı mırıldanıyordu. Bu Sali'nin en sevdiği şarkıydı. "You are my sunshine."
"Yol kenarında, otların arasında..." dedi Sali. "... sanki onlarca göz varmış gibi. Eski çağlardan bizi izleyen gözler. Bisikletlerimizi, kıyafetlerimizi, saatlerimizin fosforunu izleyen gözler. Kıskanç değiller fakat kıskandıran bir uyumları var. Devamlılıkları kıskandırıcı, sonsuz gibi, yola çıktığımızdan beri bizi izliyorlar. Ateş böceği olmamalarını çok isterdim."
Yolun kenarında, bir çeşmeye açılan cepte durakladılar. Kavaklar tekrar kendilerini göstermeye başlamışlardı. Topraktan dekoru, aşınmış gri taşlar süslüyordu. İyice yükselen ay arkadaşların birbirlerini görmelerini sağlıyordu. Kelimeler ve kulaklar, bütün ışıkları söndürmüş, çizgileri karalamıştı. Şu anda hiç olmadıkları kadar değerlilerdi. Hiçliğin içinde yapraklarıyla koro şefi gibi salınan ağaçlar ve oluğun giderinden narince toprakla buluşan suyun sesi, tüyleri diken diken eden enfes bir esintiyle ciğerlere doluyordu, dillerin düğümünü çözüyordu. Mizansen, bazı şeylerin tam şimdi paylaşılması gerektiği konusunda üç arkadaşa görünmez, ılık bir baskı yapıyordu. Çocukluk arkadaşlarına.
Ksana, gidonuna asılı poşeti fren manetinden kurtardı. İçinden üç domates, gazete kağıdına sarılmış biraz tuz ve ekmek çıkardı. Ekmeği üçe böldü ve orta kısmını kendisine ayırıp en sevdiği uçları arkadaşlarına üleştirdi.
Domatesler ortadan yarıldı ve içine boca edilen tuzlarla ve parça ekmekle birlikte afiyetle yendi. Üstüne de kana kana sular içildi. Irmağın öbür yakasına az kalmıştı ve oraya tok gitmek gerekirdi.
*****